Anasayfa / Dosyalar / Devletlülere bakın, birbirlerini katillikle suçlayan katiller göreceksiniz!
11193431_672966412832466_2239061471030097272_n

Devletlülere bakın, birbirlerini katillikle suçlayan katiller göreceksiniz!

Devletlülere bakın, birbirlerini katillikle suçlayan katiller göreceksiniz!

Eylül 1977’de Federal Almanya bir fotoğrafla çalkalanıyordu. Alman İşveren Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye’deki TÜSİAD’ın muadili denilebilir) başkanı Hans Martin Schleyer, Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) tarafından kaçırılmıştı ve fotoğrafta RAF flaması altında görülüyordu. Militanların talebi netti: “Staamheim Hapishanesi’ndeki RAF tutsakları serbest bırakılsın”.
Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun bu eylemle alakalı olarak söyledikleri bundan ibaret değildi. Hans Martin Scheleyer onlar için tesadüfi bir hedef sayılamazdı zira onun Alman İşveren Sendikaları Konfederasyonu başkanı olmak dışında, eski bir Nazi kadrosu olmak gibi de bir kimliği vardı ve RAF, III. Reich’ın yıkılmasından sonra, Federal Almanya’nın Hans Martin Schleyer gibi nice Nazi artığıyla inşa edildiğini söylüyordu. Bunda haksız sayılmazlardı. Adolf Hitler ölmüştü, üst düzey birkaç Nazi yöneticisi Nürnberg duruşmalarıyla cezalandırılmıştı ancak Nazi gövdesi, Federal Almanya Cumhuriyeti bürokrasisine, ordusuna ve temsil mekanizmalarına doğrudan intikal etmişti. Nazi Almanyası ambalajı ölmüş, ambalajdaki gofret Federal Almanya makyajına bulanmıştı (muhtemelen Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde de -Doğu Almanya- aynı durum geçerli olmuştur).
RAF buna dikkat çekmek istiyordu.
Dikkatimizi TC’nin ilk 30 yıllık zaman dilimine yöneltelim. 1900’lerin başlarıyla birlikte Osmanlı yönetiminde etkin olan İttihat Terakki Cemiyeti’nin (İTC) resmi varlığı hal-i hazırda sona ermişti. Zirvedeki isimlerden Enver Paşa Tacikistan’da, Cemal Paşa Gürcistan’da ölmüş, Talat Paşa Almanya’da bir Ermeni tarafından vurulmuştu. Manzaraya bakılırsa İTC tarih sahnesinden silinmiş gibi görünüyordu.
Gerçek böyle miydi peki? Birkaç ismi veri almaya yönelelim:
– Şükrü Kaya. Ermeni tehcir ve kırım sürecinin yürütücülerinden olan Şükrü Bey, I. Dünya Savaşı yıllarında İskân-ı Aşâir ve Muhâcirîn Müdirîyeti vazifesiyle, Sevkiyat Reis-i Umumisi payesindeydi. “Son çözüm, Ermeni ırkının ortadan kaldırılmasındadır. Ermenilerle Müslümanlar arasında öteden beri var olan çatışmalar artık son aşamasına ulaşmıştır. Zayıf olan ortadan yok olacaktır”, veciz sözlerinden bir kubledir. I. Meclis’te vekil olan Şükrü Bey, 27’de Dahiliye Vekili olur. Dersim katliamında büyük rol oynar. 36’da CHP Genel Sekreteri olur.
– Celal Bayar. 1907’de İTC’ye katılan Bayar, 1918’de İTC mensubu olarak savaş suçu işlemekten ‘yargılanır’ ve ‘aklanır’. I. Meclis’te Bursa vekili olarak yer alır. 37’de başbakanlık, 50’de cumhurbaşkanlığı koltuğu onun altındadır.
Bunlar gibi yığınla örneği ve caddelere, okullara, sokaklara isimleri verilerek onurlandırılan nice devletlü katili gözetmek ve Mustafa Kemal’in de bir dönem İTC bünyesinde yer aldığını unutmamak gerekir.
Kısaca bahsetmek gerekise; dönemin tablosunun gösterdiği şu ki; Mustafa Kemal, Enver Paşa’dan şahsi olarak hoşlanmıyordu. Bünyesinde yer aldığı İTC’de kendini var edememiş ve ayrılmıştı. İTC’nin “imparatorluğu kurtarma düşü”yle çelişen “yeni bir üniter devlet kurma” amacına sahip olduğu da, İzmir’de kendine karşı suikast düzenleme emelleri güden İTC fedailerini astırdığı da vaki. Ancak genç cumhuriyete “kadro” gerekti. Kadro demek devletlü demekti. İnkar, soykırım, cinayet gibi icraatları gerçekleştirmede ve hükmetmede, boyunduruk altına almada yetkin, profesyonel meslek sahibi demekti.
Dikkatle bakıldığında İttihat Terakki’den Cumhuriyet Halk Fırkası’na, Demokrat Parti’den AKP’ye kesintisiz bir kadro hattı görülür. Bu, yağma, katliam ve soykırımdan oluşan uzunca ve kesintisiz bir devletlülük hattıdır. İşte bu hattan ötürüdür ki, bahsi açıldığında “darbeci” zihniyetinden ötürü İttihat Terakki’ye etmediği küfür kalmayan AKP silahşörleri; konu Ermeni Soykırımı olunca, bu soykırımı gerçekleştiren siyasi irade olan İttihat Terakki’yi “ecdadımız” diyerek sahiplenir. Devletlünün içerideki çekişmelerden ötürü dışarıya renk vermemesi töredendir. Devletlü için en büyük ortaklık suç ortaklığıdır.
Suç ortağını ele verirsen, onunla aynı akıbeti paylaşırsın.
Bugün soykırım inkarcılarının en kıvrak figürlerinden biri, birçok Avrupa devletinin kolonyal dönemde yaptığı benzer soykırımları öne sürmek. “Onlar bu kırımlar için bedel ödediler mi ki biz de ödeyelim, zamanın ruhuydu!” diyorlar. -Bunun kalitesiz bir kurnazlık olduğunu unutmadan- haksız olduklarını kim söyleyebilir? Amerika’da kurucu kitlelerin kıta yerlilerine yaptıklarını, Fransa’nın Cezayir’deki icraatlarını, büyük Afrika talanında Belçika’sından Almanya’sına, beyaz adamın kırımına maruz kalan milyonların yaşadıklarını kim inkar edebilir?
Bizler açısından bunlar Ermeni Soykrımı’nın bahanesi olamaz. Bilakis; devlet denilen kurumun ne işe yaradığını göstermek adına alınacak diğer örnekler olabilir yalnızca. Devletlü bir bakış açısı, devletlü bir tarih okuması, bütün bu zorbalıkları “ama devletin bekaası mevzubahisti!” diyerek meşru görebilir.
Devletlülere bakın, birbirlerini katillikle suçlayan katiller göreceksiniz.

Nazi İmparatorluğu-Federal Almanya Cumhuriyeti değişikliği de olsa, İttihat Terakki Cemiyeti-Cumhuriyet Halk Partisi değişikliği de olsa, unutulmaması gerekir ki: değişmeyen şey, devletin bir yağma, katliam, soykırım ve cinayet aygıtı olduğudur.
Unutulmaması gereken bir de slogan var:
Devlet yaparsa katliam yapar.

Powered by moviekillers.com