Anasayfa / Dayanışma / “…SEVGİLİ GELECEK BİZ HAZIRIZ!”
cilem

“…SEVGİLİ GELECEK BİZ HAZIRIZ!”

Çilem’in defalarca hâkimin karşısına çıkarılışı ‘nihayet bir hükme bağlanarak’ bir sonuca erdirildi. Kocası tarafından yaşamı yıllarca tecavüze uğratılmış ve sonunda satılığa çıkarılmış bir kadının kendi hayatını korumak için gerçekleştirdiği öz savunmaya ceza reva gören bir kurum da böylece asli görevini yerine getirerek adaleti yeterince sağladığını düşünüyor olmalı. Adalet, tıpkı bir mekanizma gibi, erk zihniyetinden dökülerek algılanan ve işletildi, bundan fazlası da beklenmezdi. Ama bir devlet organının iki dudağı arasında çıkan cümlelere bakıldığında erkeğe cesaret verip, kadına da bir kez daha yaşadıklarını kabullenmeyi ve sineye çekmesi beklenmektedir. Bu dava da kadına devletle beraber yaşıyor olmanın bedelini bir kez daha ödettirmiştir. Yine katledilen kadın yaşamı, ömründen çalanlar bu sefer hâkimler, savcılar, hapishaneler… olmuştur.
Çilem’in bu cezayı almasında yüzlerce faktör bulunmuştur. Mesela öncelikle kadın olarak dünya gelmiş olması değil, yasalarla birbirine sıkı sıkıya bağlanan erk dünyasında bir kadın olması başlı başına suçun cezasını en üstten başlatmıştır. Erkek olmaması “erkeklik gururu indirimi”nden yoksun bırakmıştı Çilem’i. Bu olmayınca, erkek gibi erkek toplumda kendine erkekçe bir konum da bulamamıştır. Dolayısıyla erkek sevgisinin her gün kadınları katlederken, tabiatı gereği bu sevgiyi barındırmamasından bir ‘suç’ indirimden mahrum kalması bir gerekçe olmuştur savcılara. Üstüne, evli olduğu için haneye tecavüz söz konusu olmadığından; Çilem’in kişiliği öldürdüğü Hasan üzerinden tanımlandığı için… yasalardaki onlarca kez ceza indiriminden de fayda bulamamıştır. Yüzlerce emsal dava var ki, o gün Çilem öldürmek yerine ölümü tercih ediyor olsaydı devlet ‘katilcağızına’ birkaç yılla aklayacağını görüyor olacaktık. Her seferinde yediği dayaktan öleceğini zanneden Çilem’in hayatta kalmaktan yana tercihi karşısında ölen Hasan’ın yanında yer alarak kanun; erkekliğe cesaret, kadına ise korku salmak istemiştir.
Çilem’in aynı evde yaşadığı ve en sonunda öldürdüğü erkeğin tarafı aleyhine kanıt olarak geri dönerken; erkeğe adanmış bir adalette Çilem gibi düşünenlere ‘erkekçe’ bir cezayla, anayasanın kaçıncı bendinin kaçıncı sayısına kaçıncı fıkrasına göre tüm kadınlara beyan olundu. Burada Çilem nezdinde tüm kadınlar bir kez daha devlet işbirliği ‘adaleti’nde; ataya-babaya, erkek kardeşe-abiye, erkek sevgiliye-kocaya kadar el kaldırmış olmanın “ben buradayım!” deme yasağını çiğnemiş olmanın bedelini ödetti. Erk’ler dayanışmasıyla yasalar kendi pozisyonunu tüm kadınların kafasına vurarak göstermiş oldu bir kez daha. Bir kez daha verilen cezayla kadınlara korku salındı, hayatlarında uğrayacakları ne varsa yasalar tarafından biz Çilemler suçlu bulundu. Bize tecavüze uğrasan bile, satılsan bile, her gün dayak yesen dahi, küfre ve tacize maruz kalsan da “sus!” emredildiği zannedildi böylece.
Çilem’in başından geçen ve kadına yönelen bu durumlardan adalet sisteminden bir beklenti anlamı çıkartılmamalıdır. Söz konusu olan sadece adalet mefhumunun ne olduğunu, ne yaptığını ve neyi yapamayacağına yöneliktir. Ve tabi ki sözü edilenler yasaların işlevlerinin neye yaradığını da göstermektedir. Kendisine tecavüz edenin kafasını köy meydanına atan Nevin Yıldırım gibi Çilem Doğan da devletin korumasının üstüne çıkarak, kendi hayatlarından arta kalanlarını sahiplenmişlerdir.
“SEVGİLİ GELECEK BİZ HAZIRIZ!”

Ve her şeye rağmen; tek bir pişmanlık göremeyiz Çilemler’de. Dehşete düşürmüştür bu yüzden makam-ı Erk’i. Öz savunmayla devlet korumasını boşa çıkarmıştır; kendi öz gücüyle çare yaratıp devleti ve koruyuculuğunu gereksiz kılmıştır. Her kadının kendini koruyabileceğini göstermiştir. Bu yüzden biz Çilem’e bakınca bizlerin de üzerinden dünyaların yükünü kaldırıldığını hissederiz. O yük, Hasan gibi sapık ruhluların defolup gitmesiyle sınırlı kalmamıştır. Hayatını yeniden ele geçirmiş olmanın yanında, kendine inanan, erkek tahakkümünü yerle bir eden ve örgütleyen bir kadın dayanışmasını ortaya çıkarmıştır.
‘Sevgili Gelecek biz hazırız’.
Çilem pezevenk Hasan’ı, Nevin tecavüzcü Nurettin’i, Damla 15 yıllık işkencecisi Fikret’i… öldürürken cinsiyetçi toplum ve onun medyası tarafından suçlu ilan edilmiştir kamuoyuna. Fakat Erk’in kadını ilk günahın sebebi olarak belirlemek istemesine rağmen, kadın kadınlar tarafından sahiplenmiştir. Bir nevi Havva olmayı reddedip Lilith olmaya soyunmaktır bu. Bu bir çatlak, ama büyüyen ve yama kabul etmeyen, sistemin kapatamayacağı, kadınların öfkesi tarafından daha da derinleşecektir bu çatlak. Devlet tüm yaşatılanların nedenlerini-sonuçlarını ört pas etmekten öteye gitmemekte ve erkek yasalarla kadını cezalandırmaya çalışmaktan başka hiçbir şey yapamaz durumda, eli-kolu bağlıdır. Nedeni kadına yönelik tüm söylemleriyle devletin, kadına çizdiği sınırların koruyuculuğunu erkeğin devretme politikasının bir sonucudur bunlar. Sonuç olarak kadının örgütlü zemini doğalında ve en başında kuruludur. Kadının “ben de buradayım!” çığlığıdır, bunlar. Ve öyle de olacak. Çünkü biz hazırız erkeğin ve onun yarattığı mekanizmanın tahakkümünden kurtulmaya, kurtarmaya. Örgütlü gücümüzle, bir arada durdukça ne Çilem ne de başka kadınlar yalnız değildir. Erkeğin ve onun yarattığı tüm tahakkümleri ortadan kaldırıncaya dek örgütlenerek çoğalmaya devam edeceğiz.

Bütün devletler erkektir.

Devletin çizdiği çizgilerin alt-üst oluşuna bakın, temeli sarsanların örgütlenen biz kadınları göreceksiniz!

İstanbul- ANARŞİ İNİSİYATİFİ

Powered by moviekillers.com