Anasayfa / Bildiriler / Darbenin Ertesi
darbe

Darbenin Ertesi

“Darbe nasıl başarıya ulaşmadı?” sorusuna ana akımda verilen algısal yanıtların
hiçbir kıymeti kalmadı kamuoyunda. Ayan beyan devletin ceberut gerçekliğine maruz
kalanların sayısının artmasıyla tüm ana akım teoriler çökmekte; geriye sadece kendinden
önceki darbeleri aratmayan birtakım uygulama silsilesiyle baş başa bırakılanlar kaldı. Burada
nasıl ve kim tarafından değil, darbenin artık kime yöneldiği ve hangi şekillerde tezahür ettiği
önem taşımaktadır. Bizi ilgilendiren asıl noktalardan biri de yaratılan koşullar itibariyle
devletin maharetinin nerede, hangi vaziyetlerde, dahası kendini ne tür göstergelere sokarak
yaratabildiği konusudur.
15 Temmuz gecesi nereden geldiğinin zerre kıymetinin olmadığı, teşkilatlı bir
darbenin doğumunun habercisiydi. Kimden gelirse gelsin bir darbe zuhur ederken, ondan
önceki dönem, özellikle bir yıllık süreç bas bas bağırıp zeminin hazırlandığı şiddet dolu
günler olarak hatırda yer edinmekte artık. Faili olduğu tüm vakaların yarattığı ortamda
kaçınılmaz olarak kendini daha bütünlükçü olarak dayatmanın zeminine kavuştu devlet.
Yasal olarak’ hiyerarşinin en tepesindeki adamın, böyle bir olayın yaşanmış
olmasından dolayı ele geçirdiği koza yaptığı şükür dolu konuşmasının fiili durumu her alanda
yaşanmakta. Tüm kurumlarıyla devlet seferberlik ilan ederek; kendine teslim olmayan
muhalif ne kadar ses varsa, farklılıklara karşı tüm dışavurumunu pervasızca
gerçekleştirmeye çabalamakta. Günahının bedelini zıttı yöne, başka alanlara yansıtmakta.
Darbenin sadece başarısız bir girişimle sınırlı kaldığını savunanlar bugün, devletin ayan
beyan faşizmin vitesini büyütmesiyle sosyal hayatındaki yansımalarına tanıklık eder oldu.
Kapatılan gazete, televizyon, ajanslar tarih boyunca hep ezilenden başlayarak şimdilerde bir
zamanların ezenine doğru yol almaktadır. Kolluk gücüyle, sivil faşizmiyle, yaşamsal olan ne
varsa tüm ağların çökertilmeye çalışmasının yetmediği gibi; umut etmenin kendisi de tehdit
ederek yok etmeye çalışmakta.
Her ne kadar darbenin olmadığını söylese de meşruluğunu sadece sokağa bıraktığı
güruhtan bulduktan sonra devletin, kendine itaat güvencesi veren hemen hemen herkesi tam
yetkiyle donatmasıyla topyekûn bir işgal programı seferini memleketin batısına da kaydırıyor
gitgide. Lakin şu an, TC’nin sınırları dahilinde aleni olarak gerçekleştirilen suikast girişimleri,
operasyonlar, TV ve gazete kapatmaları, işten çıkarılmalar, belediyelere kayyum atamaları,
gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler ve benzeri gibi müdahaleler özellikle darbe günlerinin
yaratmış olduğu merkezi gücün referansıyla kolluk güç cesaret almaktadır. Kendini var eden
koşulların üzerine dahi çizgi çeken iktidar, TC tarihine damgasını vurarak yolunu sürdürme
gayreti içerisinde.
İktidar makamının mutlak hakimiyetinden türeyen; özellikle KHK vasıtasıyla gücünü,
kendini beslemeyenlere karşı bitmek tükenmez nefreti, bu coğrafyaya kan kusturmakla
sınırlamıyor. Kabarık milliyetçilik duygularıyla, arazi genişletme söylemleriyle, mezhepçilik
anlayışıyla taraftarlarını tahrik ederek, yıpranmış bir militarist kuvvetiyle Ortadoğu
coğrafyasında da peyda olup elini suni, milliyetçi damardan halklara karşı güçlendirmeye
çalışmakta. Ortadoğu coğrafyasını allak bullak eden tüm güçlerin yanında yer almaya
çalışarak kendince hesabını döndürmekte. “Devrim”e gebe Kuzey Suriye’deki coğrafya
halklarına karşı faşist cihatçı örgütlere alan açmakta.15 Temmuz’da kendi darbesiyle daha da dillendirdiği ve problematik bir sunuyla
sürekli servis ettiği “devletin bekasının tehdit altında olduğu” söylemi anlaşılan o ki, TC
Devleti’nin parçalanmasından ziyade hangi rejimle yönetileceğine işaret etmektedir. TC’nin
kim tarafından nasıl yönetileceğine dair bir gündemdir. Kendi alternatifinin olmadığı imasıyla
taşınan bu tartışma “coğrafyayı kusursuzca nasıl yönetebilirim, devleti daha hızlı nasıl
organize edebilirim”in gölgesinde sürmektedir. Bu durumda daha fazla kontrol edeceği alanla
birlikte rahat hareket etme kabiliyetine kavuşmak için can atarken; başkanlık arzusu geciktiği
müddetçe, kaprisli bir şekilde iktidarı yaşatmanın bedelini ödemeye devam edeceğiz. İktidarı
paylaşım savaşından da öteye taşıyan erkin yetkeyi tek bir yerde taşıma çalışması
gerçekleşmediği sürece saldırganlığı daha da alevlenecektir. Bunun yanında, olası bir
referandum durumunda herhangi bir sürprizle karşılaşmamak için yine şiddetinin boyutunu
kontrollü bir biçimde yükseltip yaymaya devam edecek gibi durmaktadır. 15 Temmuz darbesi
bunun için en büyük fırsatı sağlamıştır.
Devlet, mesulü olduğu suçu üstünden atıp darbesini meşrulaştırmaya çalışırken,
günah keçisi bellediği muhalif kesime otoritesini kabul ettirmek için doğal olarak hesabı
keserken, arzuladığı güce bu şekilde kavuşacağını düşünmekte. Dikkatleri bu yöne
çevirirken baskılarla muhalif kesime itaat etmedikçe insanlar, gurur meselesine
dönüştürdüğü bu durumda her şeyi çoktan göze aldığını kestirmek pek zor değil.
Yaratılan korku ortamı, sindirme, yıldırma çabaları bir gelenektir ve devrimci,
demokrat örgüt ve gruplar, etnisiteler buna defalarca maruz kaldı. Bu durumda, şartları ve
yöntemleri ne kadar ağır olursa olsun kendi iktidarından öncekilerin bir tekrarından öteye
gidememektedir. Yeterince alışığız buna. Ve resmi tarih, gücünün kudretinden sual
edilemeyenlerin mezarıyla doludur, bunun yanında direnenlerden pek söz açmaz. Bugün
iktidarın en çok yüklendiği, kesmeye çalıştığı şey umudun kendisidir. Sonucu ne olursa itaat
etmeyerek direnerek yaşamayı sürdürmeye devam edeceğiz.

İSTANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ

Powered by moviekillers.com