Anasayfa / Antifa / Korku, İktidar ve Biz
guernica

Korku, İktidar ve Biz

“Oğlumun gözündeki ışığı söndürdünüz.” diyorken bir anne, çocuğunun tabutu başında; ne desek dolduramayacak sözün evrende kaplaması gereken yeri. Ne desek eksik, ne desek ahkâm, ne desek keder, ne desek kör bir kuyu.

Baktığımız, durduğumuz, hareket ettiğimiz yerlerden, içimizde bir yara dağlanmaya devam ediyor. Topluca bir güç yetirememe, üzerimize yapıştırılmaya çalışılan bir yeniklik hissi bizle beraber büyütülmeye, gittiğimiz her yere taşınmaya, konuştuğumuz her insana aktarılmaya müsait bir tohum gibi ekilmeye çalışılıyor içimize. Yalancı, yüzsüz, hilekâr ve içleri dışları sonsuz kirli adamlar tarafından yere çalınmaya çalışılıyor tüm varlığımız. Yanımızdan geçip giden, yanından geçip gittiğimiz, sevdiğimiz tanıdığımız, sevdiğimiz tanımadığımız nice masumun canı üzerinden gözlerimizdeki ışığı çalmaya çalışıyorlar. Yenilelim, bırakalım, vaz geçelim istiyorlar. Sokaklar, meydanlar, geceler, uykularımız, ruhumuz, taşıdığımız canlar onların olsun istiyorlar. İstediklerinde para sayıp, istediklerinde kurşun yağdırabilmek istiyorlar, değer verdiğimiz ne varsa. O adamlar çok çalıştılar bunun için. Yalan yok, çok da yaklaştılar amaçlarına. Ama ateş sönmedi. Onlar her sevindiğinde, bir rüzgâr yeniden alevlendirdi o ateşi. Şimdi o ateş, yüreğini oğlunun tabutuna koymuş bir annenin elinde.

Gözü bildiği oğlunun gözünün ışığına ağıt yakan bir anne, ardından o ışığı söndürenler için “Karanlıkta kalacaklar. O kıvılcımı ben yakacağım.” diyorsa, o ışığı taşımak gözümüzün ve boynumuzun borcudur. Evladının tabutu başında ağıtına direniş yemini ekleyen bir anneden başka neye ihtiyacımız var ki yenilgiyi sahiplenmeyip, direnmeye devam etmek için. O kıvılcımı büyütüp, ateşin taşıyıcısı olmak da bize düşer öyleyse.

Katliamlar sonrası her söze yerleşen, her bakışta kendini var eden bir korkunun hâkimiyetinde gene coğrafya. İnsani ve gerçek. Ne kızılabilir birilerine korktukları için, ne de korkmamakla övünülebilir. Korkunun çaresi, korkmamanın kendini var etme hâlinde saklı gene. Korkmayanların gözü pekliği tek başına yetmez, yayılmış korkuyu yok etmek için. Ne kör bir cesaret ihtiyacımız olan, ne de her korkan için kendimizi feda etmek. Korkanları bir araya getirip korkuyu yaymaya çalışan iktidara karşı, korkmayanların korkmayanlarla, sonrasında korkanlarla buluşması gerek.

Korku büyür. Sirayet eder. Güvensizliğe, yalnızlığa, bencilliğe, bireyci kurtuluş hayallerine savurur. Öyle bencilleştirir ki, ne bir şehrin ortasında canı kalleşçe alınanlara içi yanar insanın, ne de kapısının önünde yardım çığlığı atanlara açar kulağını, gözünü. Artık yalnızca kendisi ve varsa çekirdek ailesidir söz konusu olan. Katliamlara sessiz kalınmasını sağladığında iktidar, emek sömürüsüne, nefret cinayetlerine, çocuk tecavüzlerine sesi çıkmaz kimsenin. Ehlileştirilmiş, karnı doyduğunda şanslı hisseden, kapısı çalmadığında huzur bulan insan yığının tepesinde bayrağını dalgalandırır zulüm. Gelene ağam gidene paşam diyerek yaşamaya alıştırıldığında bir halk, devlet satranç oynamaya bile ihtiyaç duymadan, yalnızca zar atarak yönetir isterse her şeyi. Yoksul için her zar hep yektir zaten. Şansın bile koşulları çoktan iktidarların eline geçmiştir.

Bizim için korkunun egemenliğinden kurtulmanın tek yolu, özgürleşme çabalarımızı devletin örgütlediği korkudan daha hızlı yaymaya uğraşmaktır. Bunun yolu ise her yerde, her türlü tahakküme karşı varlık gösterip, her bir araya gelişimizin iktidarlardan daha güçlü olduğunu göstermektir. Örgütlü ya da örgütsüz, korkuyla yaşamak ve ona teslim olmak istemeyen herkese önerimiz de budur. Tahakküme boyun eğmeyenler, vicdanını askıda bırakmayanlar sokaklardan çekilirlerse, zorbalığın hükümdarlığı dört yanımızdan saracak bizi. Eteğinin boyu tecavüz, yemeğe tuz atmaması öldürülme nedeni olacak bir kadın için. Tecavüzlerle ayakta duran, devlet destekli vakıflar çocuklarımızı isteyecekler bizden. İstanbul’da mahallelerimizi yıkıp, Kürdistan’da tanklarla geçecekler üzerimizden. Doğrudan ve vicdandan vazgeçmeyenlerimizi hapse atıp, yoldaşlarımızı açlıkla terbiye etmeye çalışacaklar hücrelerde. Sığınacak ne bir ağaç ne de bir kalp kalacak sonunda.

Varlığımızı korkuya armağan etmek, patlayacak yeni bombalardan başka bir şey kazandırmayacak. Faşizmin hükümranlığında, sesimizi en uzağa fırlatıp, tanık olduğumuz her tahakküme karşı hareket etmektir bu gün yapılması gereken. Özgürleşme çabalarımızı toplumsallaştırma yolunda ilk adım, bizler gibi tahakküme uğrayan ve bir tahakküm yaratma niyetinde olmayan herkesin yanında olmaktır. Karşılıklı güveni, doğrudan ve samimi ilişkileri kurmak, karşı koyuşun özgürleştirici etkisini göstermek için çaba sarf etmek zorundayız. Evde babanın tahakkümüne uğrayan annenin yanında bazen, bazen okulda öğretmene, bazen sokakta erkeğe karşı. Emeğinin peşindeki işçinin, bin yıllık dağının eteğindeki Kürdün, aşkının izindeki eşcinselin, zehirlenmek üzere olan köpeğin yanında olarak. Sokakta ve sokakta olarak. Her yerde ve her zaman, her iktidara karşı doğal ve özgür örgütlenmeleri yaratmanın adımlarını atmalıyız. Korkuya teslim olmayı reddeden herkese sesleniyoruz: Buradayız! Gördüğümüz her tahakkümün karşısında… Tahakküme karşı durmak isteyen ama duramayanlara güç katmak için ve kendi özgürleşme çabalarımızı ortaya koyarken onlardan güç almak için. Bir arada, “bu hayat bizim” demek ve bir tabuta sarılmak zorunda kalmamak için. Birbirimizi bulmak zorundayız. Birlikte özgürleşmek ve korkunun yarattığı zulmü yok etmek için birbirimize ihtiyacımız var. Korkusuna yenilenleri, hep yabancı kalacağı coğrafyalara mecburen kaçıp gitme hayalleri kuranları birlikte bulup, beraber cesaretlenmek ve hayatımızı çalmak için karşımıza dikilen her iktidarı ortadan kaldırmak için birbirimizi bulmak zorundayız. Tam da şimdi. Şu anda.

Oğlunun ardından yüreği yanarak gözyaşı döken o annenin bir sözü, kararlığını ve bu kararlılık örgütlendiği takdirde iktidarlar için kaçınılmaz sonun ne olacağını gösteriyor bize: “Karanlıkta kalacaklar!” Evet. Bunu söylüyor. İnanıyoruz. Karanlıkta kalacaklar ve ateşlerimizle, onların korku dolu yüzlerini karanlıktan çıkartıp, yüzlerine tüküreceğiz. Birbirimizden vazgeçmedikçe bu mümkün. Korku değil, biz kazanacağız. Hayatlarımız, sevdiklerimiz ve değer verdiğimiz her şey için kazanmaya mecburuz.

YAŞASIN DEVRİM YAŞASIN ANARŞİ

İSTANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ

Powered by moviekillers.com