Anasayfa / Köşe Yazıları / Süleyman gömülürken…
suleyman

Süleyman gömülürken…

Dün Kenan öldü, bugün de Süleyman’ın cenazesi omuzlara kaldırıldı. Devlet, “hep başbakanı”nın kendisine ithaf ettiği yasın 3. gününde, gömülmek üzere memleketine yolladı. Dünya da koca bir yükten kurtuldu, biraz hafifledik; umarız ki, devlet erkanı içinde ölümler artarak devam eder, kendisi yok oluncaya dek yası hiç dinmez.

Kenan, “beni, benim çıkardığım kanunlarla yargılayamazsınız!” demişti. Haklıydı. Yaptıklarından bihaber değildi; adına “kanun” denilen lastiği kendine göre çekmişti. Hesabın, sadece yasa önünde verildiğini sanan bir zavallıydı. Halklardan çaldığı bir parça ekmek, ağzından mideye inmekten vazgeçip gırtlağına yapışıp kalmaya diretince, nefesi ‘kursağında’ kalarak, son nefesini bile vermeden yapayalnız defolup gitti. Oysa ki bir avuç toprağı üstüne çekmekle hesaplar kapanmaz…

Farklı görünseler de Süleyman Kenan’dan, Kenan da Süleyman’ın huyundan suyunda çok şey almıştır. Sonuçta devletin adamlarıydılar. İktidar oyunlarını severlerdi ikisi de. Biri açık kart oynadı, bir kerede sildi süpürdü hayatları. Zindana girmemek için, bu toprakları zindan yerine çevirdi. Diğeri tüm devlet kurallarına biat etti, neyi istediyse blöf yaparak, sinsice elde etti. Renk vermedi ve yeri hep sabit kaldı. Koltuğunu kolay kolay kaptırmayarak, devletin zindanlarını kendi elleriyle çelikleştirdi.

Süleyman devletlü’ler için bir “Baba”ydı. Babalığı, iktidar tahtını kendi götüne göre yaptırmasındandı. Babalığı, kendinden önceki ve sonraki evlatlarından daha kurnaz olmasından geliyordu. Taklacıydı, taklalarını muziplik yaparak geçiştiriyordu. Dilin kemiği yoktu, bunu çok iyi kullanıyordu.Yerini devredene kadar kimse eline su dökemedi. Fötr şapkasını kimseye kaptırmadı. Elini, uzanan her dudağa yalattı ve yalayanın alnında temizledi. Çok iyi hafızası olduğu söylenirdi; iktidar adamlığı vazifelerini çok iyi ezberlemişti; nerede ne yapacağını çok iyi bilirdi. İktidarların babası, hası, en kallavisi, lekesiz gösterdi. Ve hep öyle zannettirdi kendisini. Oysa baştan aşağıya iktidar pisliğine, devlete bulaştığı için kir kendini gösteremedi hiçbir zaman hepsi o kadar.

70’lerde Yusuf’u, Deniz’i, Hüseyin’i asmak için darağacını Süleyman, devletinin bekası için, Menderes’in intikamı için en önden koşarak hazırladı. Devlet, 3’ünün boynuna ipi dolayıp katletmek için ‘meşru’luk arayışında parlamentodan bir el kaldırılmasını isterken, o iki elini birden havaya kaldırdı. 90’larda, bekanın teminatıydı, kıçı tahta yapışmıştı. Coğrafyanın batısında, devleti aliyesi, sokaklarda insanların belinde cop kırıyor; Kürdistan memleketine kurşun yağdırıp, Kürt evlatlarını evlerde, sokak ortalarında kaçırıp infaz ediyor, yetmiyormuş gibi, ‘meçhuller’, “bulunmasınlar” diye petrol için açılan kuyulara bedenleri atıyor, yeni fail yaratma peşine düşüyor O’nun da kolları havada asılı kalmıştı bu sırada.

O zamanların iktidarının bir parçasından çok daha fazlaydı Süleyman. Söylemleriyle, devlet-i aliye’nin katil geçmişinin, faşist dününün geleceğe yatırımıydı. O yüzden Süleyman, “hep başbakan”dı. Bizi o günlerde doğuranların çocukluğundan çok şey almıştır devletin “baba” sı. 2000’lerin başında ondan daha iyi yapacak biri geliyordu, az kalmıştı…

Dedik ya pisliği kendine bulaştırmıyordu. Bulaştırmayacak kadar siyaseti iyi biliyordu. sözüm ona, sütten çıkan ak kaşık gibiydi. Şimdiki nasıl çocukluğumuzu elimizden aldıysa, O da bizi doğuranların çocukluğunu tarumar etti.

Ne Kenan, ne Süleyman, ne Menderes; ne de bizden aldıklarıyla ömürlerine ömür katan diğer ölecekler, ölerek hesabın kapanacağını zannetmesinler. Yaptıkları en büyük anıt mezarlıklar hepimizin her an yanı başında, devletin kendisi olarak duruyor. Bizlere bunları yaşatan cesetlerin yanına, çürümüş düzenlerini gönderdiğimizde, toprak özgürlüğünü yeniden eline alıp bu kemikleri bünyesinde kabul etmeyip ters döndürecektir. İşte o vakit hesap kapanmış olacak.

İSTANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ

Powered by moviekillers.com